Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan BirinciBirinci 12
Toplam 7 adet sonuctan sayfa basi 6 ile 7 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Serdar50 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum: Serdar50 âíå ôîğóìà
    Üyelik tarihi : 07.Ocak.2010
    Mesajlar : 74
    Tecrübe Puanı : 0
    Array

     


    Post Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2

    images/yorumlarinizi.png




    KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK ETİ

    Hacivat: " Karagözüm ziyafet var. "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Ziyafet var ziyafet. Al hanımı Yaşar'ı. Bu akşam bize gelin. Levrek aldım pişirip yeriz. "
    Karagöz: " Bu akşam size gelemeyiz leylek eti yiyemeyiz. "
    Hacivat: " Leylek demedim Karagözüm levrek dedim. Levrek balığı. "
    Karagöz: " Bırak ya Hacivat ne zamandan beri leylekler balık oldu. "
    Hacivat: " Leylekler balık olmaz tıpkı benim Karagöz olamadığım gibi. "
    Karagöz: " Keşke Karagöz olsan bana benzesen Hacivat. "
    Hacivat: " Aman hayatta isteyeceğim en son şey sana benzemek. Ben bu halimden memnunum. "
    Karagöz: " Tamam bana benzeme. Git Halim'le Memduh'a benze. "
    Hacivat: " Sen ne diyorsun Karagözüm? Halim'le Memduh da kim? "
    Karagöz: " Sizin mahalleden yeni taşınmışlar. Bizim mahalleye geldiler. "
    Hacivat: " Eee sonra? "
    Karagöz: " Bizim mahalleyi beğenmediler. Sizin mahalleye geri dönecekler. "
    Hacivat: " O neden? "
    Karagöz: " Çünkü onları dövdüm. Alaycı konuşmaya devam edersen seni de döverim. "
    Hacivat: " Sustum Karagözüm yeter ki beni dövme. "
    Karagöz: " Leylek eti falan da yemem. "
    Hacivat: " Yeme Karagözüm leylek eti yeme.




    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KARAGÖZ AŞIK

    Genç Karagöz Bursa sokaklarında elinde bir demet ısırgan otuyla hızlı adımlarla yürürken Hacivat'la karşılaşır. Hacivat sorar:
    " Hayrola Karagözüm bu ne acele? Sanki peşinden köpek kovalıyor. "

    Karagöz: " Sus Hacivat! Köpek beni niye kovalasın? O ancak senin gibileri kovalar. "
    Hacivat: " Hemen kızma Karagözüm lafın gelişi öyle dedim. Hızlı hızlı nereye böyle? "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Hızlı hızlı nereye böyle? Yani nereye yetişeceksin? "
    Karagöz: " Şey yavuklumla buluşacağım da. "
    Hacivat: " Yavuklun mu? Senin yavuklun mu var? "
    Karagöz: " Var tabi neden olmasın? Ben sevemez miyim yani? "
    Hacivat: " Tabi seversin yavuklun da olur. O elindeki nedir? Isırgan otu mu? "
    Karagöz: " He ya ısırgan otu. Yavukluma verecektim "
    Hacivat: " Olur mu Karagözüm hiç insan sevdiğine ısırgan otu verir miymiş? "
    Karagöz: " Ee o zaman ne verir?
    Hacivat: " Karanfil verir. "
    Karagöz: " Kara fil mi? Afrika mı burası? Fil ne arar? "
    Hacivat: " Karanfil dedim Karagözüm. Bir tür çiçek. "
    Karagöz: " Çilek bulunmaz şimdi mevsimi değil. "
    Hacivat: " Çilek değil çiçek dedim. Her neyse sen iyisi kırmızı gül götür. "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Kırmızı gül kırmızı gül. "
    Karagöz: " Kırmızı tül mü? Perdelik tüllerden mi? "
    Hacivat: " Dur Karagözüm ne perdesi ne tülü. Kırmızı gül dedim. "
    Karagöz: " Kırmızı kül mü? Amma yaptın Hacivat külün kırmızısı mı olurmuş? "
    Hacivat: " Yine yanlış anladın. Peki o zaman senin dilinle konuşalım. Ya nesi olur? "
    Karagöz: " Sen de ne cahilsin Hacivat. Külün rengi kül rengi olur. Bilmiyorsan öğren. "

    Karagöz'ün yanlış anlamaları karşısında sinirlenen Hacivat ne kadar hırslandığını Karagöz'e fark ettirmemeye çalışır. Kuruyan dili damağında zorlukla döner:
    " Tamam Karagözüm yavukluna ne istersen götür. Isırgan götür sarımsak götür soğan götür. "

    Hacivat ister ıspanak götür ister pırasa götür diye söylenerek uzaklaşır gider. Hacivat'ın arkasından bakakalan Karagöz çabucak aklını toplar. Kendini daha sağlıklı düşünmeye zorlar:
    " Hacivat'ın her dediğini ısırganın yanında yavukluma hediye etsem iyi olacak. Şimdi ben sarımsak soğan ıspanak pırasa nerede bulurum? "

    Karagöz aradıklarını komşuların yardımıyla tamamlar. Hepsini bir sepete koyarak yavuklusuna verir. Karagöz'ün yavuklusu genç kız hediyelerden dolayısıyla memnun olur. Bu genç kız Karagöz'ün oğlu Yaşar'ın annesidir.

    SON






    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KÖSE

    Güzel güneşli bir yaz gününde Pınarbaşı Meydanı'nda bir sürü adam toplanmış kahkaha patlatıyordu. Şişiren ağızdır da balonu patlatan iğnedir. Ağızdan çıkan iğneli sözler adama nasıl kahkaha patlattırır dilerseniz bunu öğrenelim.

    Hacivat: " Ak akçe kara gün içindir. "
    Karagöz: " Akçe yok ki kara güne saklasam. "
    Hacivat: " Bir elin nesi var iki elin sesi var. "
    Karagöz: " Kurnada oturanın elinde hamam tası var. "
    Hacivat: " Söz gümüşse sükut altındır. "
    Karagöz: " Söz altınsa sükut tenekedir. "
    Hacivat: " Olur mu Karagözüm sükut yani susmak altındır. "
    Karagöz: " İyi o zaman susalım konuşmayalım. Buradaki kalabalık hemen dağılır. İnsanlar işini bırakıp bizi dinlemeye geliyorsa sözüm altın değerinde olduğu içindir. "

    Karagöz kalabalığa dönerek:
    " Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış fırtınasıdır koptu.
    Bu sefer Hacivat kalabalığa dönerek:
    " Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış boranıdır koptu. Eee ne diyelim onları alkışlayanlar sayıldığında birbirine eşit olduğu görüldü. Yalnız karşıda duran ve Karagöz ile Hacivat'ın her iğneli vuruşuna kahkahasını patlattıran köse kimseyi alkışlamadı. Sonradan sordum benim oyum ikisine dedi.


    SON





    EKMEK

    Bursa sokaklarında gezip dolaşan Karagöz ile Hacivat Pınarbaşı Meydanı’na geldiklerinde yorulduklarını anlarlar ve bir ağacın altına oturup dinlenirler.
    Daha sonra Hacivat: “ Aman Karagözüm içim bayıldı. Fırından ekmek al da suya banıp yiyelim. “
    Karagöz: “ Ekmek alayım da yakında fırın var mıdır? “
    Hacivat: “ Var ya. Az önce önünden geçtik. “
    Karagöz: “ Hiç fark etmedim. Yerini tarif et hangi somun fırınında? “

    Hacivat eliyle işaret eder:
    “ Şuradaki inek ahırının ilersindeki somun fırınında. “
    Karagöz: “ Ne işi varmış elinin ineğin kuyruk sokumunda? “
    Hacivat: “ Karagözüm nerden çıkarırsın ineğin kuyruk sokumunu? Hani şu ahırın ilersindeki somun ekmek fırınında. “
    Karagöz: “ Ahırda samandan ekmek mi pişiriyorlar? “
    Hacivat: “ Hiç samandan ekmek olur mu Karagözüm? Buğday ekmeği olur buğday. “
    Karagöz: “ Atlara buğday ekmeği insanlara saman ekmeği. “
    Hacivat: “ İnsanlar saman ekmeği yemezler Karagözüm. İnsanlara buğday ekmeği atlara saman ekmeği. “
    Karagöz: “ Demek o fırında atlara saman ekmeği pişiriyorlar. “
    Hacivat: “ Öyle demek istemedim. “
    Karagöz: “ Ama öyle dedin. Atlara saman ekmeği dedin. “
    Hacivat: “ Dur Karagözüm. Sana cümle anlatayım derken ben kelimeleri şaşırdım. Gitmemek için böyle yaptın. Ağzımdan çıkanı kulağıma duyurmadın. Ben bir ekmek alıp geleyim “ diyen Hacivat hızlı adımlarla oradan ayrılır. Biraz sonra elinde bir somun ekmek ve bir çanak suyla gelir. Ekmeği ikiye böler ve yarısını Karagöz’e verir. Birlikte ekmeklerini suya banıp yerler.

    SON




    ZAMAN MAKİNESİ

    Karagöz bir gün hızlı adımlarla evinden çıkar ve Hacivat'ın evine doğru yürümeye başlar. Karagöz çok hırslıdır gözü hiçbir şeyi görmez. Kendisini tanıyıp selam verenlere bile eyvallah etmez. Hışımla gelip Hacivat'ın evinin kapısını çalar. Hacivat kapıyı açar:

    " Yavaş ol Karagözüm kapıyı kıracaksın! Tokmağı görmez misin? Tekmeyle kapı çalınır mı? Evi yıkacaksın. Benden korkmaz mısın? "

    " Kes! Tantanayı bırak! Senden korkmam. Sen benden korkar mısın? "

    " Aman Karagözüm korkarım. Yeter ki evimi başıma yıkma."

    " Hemen gel benim evin bahçesine. Hani diyordun ya yüz sene sonra ne seni ne beni kimse bilmez hatırlamaz. Onun sağlamasını yapacağız. Bakalım doğru mu? "

    " Hah hah ha. Aman Karagözüm. Bırak yüz seneyi elli altmış sene sonra bile insanlar bizi hatırlamaz. Suya yazılan yazı gibi ağızdan söz uçup gider. Kim Hacivat diye kim Karagöz diye kim beni ana kim seni bile. "

    " Kes! Çekerim senin kulaklarını. Kapa kapını düş peşime. "

    Gerisin geriye dönüp uzaklaşan Karagöz'ün ardından Hacivat koşarak zor yetişir.

    " Karagözüm nedir benimle derdin? Ben öylesine şakacıktan söylemişimdir. Sen esas mı sanırsın? "

    " Artık iş çığırından çıktı. Sen şakacıktan konuşmadın ben de esas sandım. Elli altmış sene değil altı yüz altmış sene sonrasına gideceğiz ve o zamanın insanına bizi soracağız. Ey ademoğlu Karagöz ile Hacivat'ı bilir misin diyeceğiz. Yüz kişiden bir kişi bile tanımayan çıkarsa ben süpürge olayım yolları süpüreyim. "

    Karagöz daha sonra Hacivat'ı evinin bahçesine götürür ve kendi icadı zaman makinesini gösterir:

    " Bak Hacivat bu benim yaptığım zaman makinesi. İkimiz buna binip geleceğe gideceğiz. Bakalım Bursa ve Pınarbaşı Meydanı nasılmış? Kaç yüz sene sonra insanlar nasılmış? Bütün bunları öğreneceğiz. "

    " Aman Karagözüm bu ne böyle? Tahtadan tenekeden bir odacık yapmışsın. Ama bunun tekerlekleri yok. Tekerlekleri olsa bile hani at hani eşek. Bunu ne çekip götürecek? "

    " Kes! Zırıltıyı bırak! Tekerleğe ihtiyaç yok çünkü yürümeyecek. Bu makine zaman içinde süzülecek. Süzülerek zamandan hızlı gidecek ve zamanın önüne geçecek. İstediğim yerde duracak ve o zamanda kalacak. Biz de makineden çıkıp geleceği göreceğiz yaşayacağız. "

    "Neler diyorsun Karagözüm? Söylediklerinin yarısını anlamadım. İddianı ispat et benden sana bir tepsi cevizli baklava hediye. "

    Bunun üzerine Karagöz:

    " Bir tepsi cevizli baklava mı? Desene ağzım tatlanacak" dedikten sonra zaman makinesinin kapısını açar ve haydi bakalım Hacivat gir içeri der.

    Hacivat içeri girip sandalyeye oturur. Karagöz de diğer sandalyeye oturup kapıyı kapatır. Ayaklarıyla bisiklet pedalına benzer bir tür pedalı çevirmeye başlar. Aracın etrafını bir zaman bulutu kümesi kaplar. Karagöz Bursa Pınarbaşı Meydanı diye bağırır ve pedalı altı yüz altmış defa çevirdikten sonra bırakır. Biraz sonra araç Pınarbaşı Meydanı'nda belirir. Karagöz ile Hacivat araçtan çıkarlar.

    Sene 2011. Aralık ayının yirmi dördü. Karagöz ile Hacivat'ı meydanın ortasında gören insanlar onların başına toplanırlar.

    Bir çocuk sevinçle koşarak yanlarına gelir ve geride kalan annesine bağırır:

    " Anne koş bak Karagöz'le Hacivat. "

    Adamlar kadınlar çocuklar Karagöz ile Hacivat'ın etrafını sarar. Duyan gelir gören gelir. Ortalık kalabalıklaşır. Karagöz nasılsın? Hacivat nasılsın? diye hal-hatır soranlar çoğunluktadır. Sizleri çok seviyoruz diyenler vardır.

    Karagöz atıp tutturmuş olmanın gönül rahatlığı içinde Hacivat'tan yana döner:

    " Hani Hacivat kimse bizi tanımazdı? Ne oldu gıkın çıkmıyor? Çamura oturdun mu şimdi? "

    " Ne desem bilmem ki Karagözüm. Şaşırdım kaldım. İnsanlar bunca sene sonra bile beni tanıdılar ya eee ben de az değilim hani tanımasalardı şaşardım. "

    " Vay Hacivat fırıldak olmuş dönüyorsun! Yaptığın laf kalabalığı. İnsanlar seni tanıdılar ama ben varım diye seni tanıdılar. Ben olmasam seni kim bilecek? Önce benim adım anılıyor. Ben başroldeyim sen fagüransın. "

    " Hah hah ha. Ona fagüran değil figüran derler. "

    " Ha fagüran ha fegüran ne farkeder? Doğrusunu kim bilebilir ki? "

    Serdar Yıldırım da ilk andan itibaren Karagöz ile Hacivat'ın yanındaydı. Onların konuşmalarına kulak müşterisi olmuştu. Karagöz'ün konuşmasından imla kelime söyleyiş hatalarını cımbızla çekip alarak diliyle şekillendirip doğrusunu söyleyen Hacivat Serdar'ın bilerek yaptığı hatayı cımbızladı.

    " Oğlum yazıyorsun bari doğrusunu yaz. Ona kulak müşterisi değil kulak misafiri denir. "

    Aynı anda kadının biri yanındaki kadına şöyle demektedir:

    " Üniversiteli gençler galiba. Çok güzel rol yapıyorlar. Tıpkısının aynısı Karagöz ile Hacivat bunlar. "

    " Doğru kardeş belli tiyatro eğitimi almışlar. Böyle gerçekmiş gibi rol yapan tiyatrocu az bulunur. Broadway yıldızları bunlara bir bardak su veremez. "

    Üniversiteli gençler galiba diyen kadının on yaşındaki oğlu annesinin dediklerine katılmıyordu. Annesi çok güzel rol yapıyorlar demişti. Bakın bu doğru olabilirdi. Dünya bir sahnedir dersek onlar başroldeki aktörlerden ikisiydi. Dünya sahnesine çeşitli devirlerde çeşitli oyuncular önderlik etmişti. Önderler liderlik pozisyonlarını hiçbir zaman kaybetmezler ve yüzyıllar sonra bile bu özelliklerini sürdürürlerdi. Önemli olan iyilikleriyle artı değerleriyle hatırlanmaktı. İşte Karagöz ile Hacivat: Bu ikiliye kötüdür fenadır demek kimsenin aklına gelmezdi. Her tip insan için biçilmiş kaftandılar. Korkunç zordur herkes tarafından beğenilmek takdir edilmek.

    Annesi son olarak tıpkısının aynısı Karagöz ile Hacivat sanki bunlar demişti. Sankiyi aradan çıkartırsak geriye ne kalır? Gerçekten bunlar Karagöz ile Hacivat olabilir miydi? Çocuk annesinin elinden kurtulup Karagöz'ün ağzıyla boğazı arasındaki yeri yani sakalını tutup çekiştirdi. Sakal sağlamdı tutanın elinde kalmıyordu.

    Çocuk:
    " Anne Karagöz'ün sakalı takma değil " dedi ve diğer eliyle Hacivat'ın sakalını çekiştirdi.

    " Bak anne Hacivat'ın sakalı da takma değil. Bunlar gerçekten Karagöz ile Hacivat " dediyse de annesinin çatılmış kaşlarıyla karşılaşınca sustu.

    Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kalabalıktan kurtararak Muradiye semtine götürdü. Oradan Çekirge semtine inecekler ve ikiliye türbelerini ziyaret ettirecekti. Yolda Serdar şu internet kafeye girelim de resimlerinizi görelim ve hayat hikayenizi okuyalım dedi.

    Bunun üzerine Karagöz:
    " İnternet kafe mi? Ne interneti ne kafesi? Güvercin kafesi filan gibi mi? "

    Serdar:
    " Hayır güvercin değil tavşan kafesi. Suya yazı yazarsın kalmaz ya internette havaya yazıyorsun kalıyor. Cep telefonunla resim çek koy siteye foruma aylar sonra bile silinmez bozulmaz. "

    Hacivat:
    " Cep telefonu mu? O da ne ki? "

    Serdar cebinden telefonunu çıkararak:
    " İşte bu. Sende de bundan bir tane olsun ben burada sen Uludağ'da rahatça konuşup anlaşırız. "

    " Hiç o kadar uzaktaki iki insan birbiriyle konuşabilir miymiş " diyen Karagöz Serdar'ın üstüne yürüdü. Serdar kaçtı Karagöz kovaladı. Az sonra yorulan Karagöz Serdar'ın peşini bırakıp bir kenara oturdu ve Hacivat'ın gelmesini beklemeye başladı.

    Karagöz çabuk sinirlenmişti ama siniri hemen geçti. Karagöz ile Hacivat kafede resimlerini görünce gururlandılar hayat hikayeleri okununca duygulandılar. Hayat hikayelerinin son bölümünü okumadan geçen Serdar müthiş ikiliyi hala hayatta olduklarına inandırdı ve türbe ziyaretini kara listeye aldı. Onlara tarihsel ve teknolojik bilgi verdi.

    Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kapalıçarşıya götürdü ama onları oradaki izdihamda kaybetti. Ertesi gün Pınarbaşı'na giden Serdar zaman makinesini göremedi. Araç ortada yoktu. Karagöz ile Hacivat zaman makinesine binip gitmişler miydi? Yoksa belediye bu nedir deyip aracı çöpe mi atmıştı? Belediye aracı çöpe atmış olsa bile Karagöz ile Hacivat'ı da çöpe atacak hali yoktu ya. Serdar Bursa sokaklarında çok aramasına karşın onların izini bulamadı. Üzüntüsü doruğa çıkmıştı ki bu hikayeyi yazıp rahatladı. Bu hikayenin Karagöz ile Hacivat'ın hatırlanması akıllara düşmesi açısından yararlı olacağını düşündü.




    KARAGÖZ İLE HACİVAT: GÜBRE

    Hacivat Karagöz'ün evinin önünden geçerken Karagöz pencereden Hacivat'ın üstüne atlar boğuşmaya başlarlar. Yoldan geçen adamlar ikiliyi ayırırlar bunlar sakinleşince adamlar gider. Yalnız kalınca Hacivat sorar: " Aman Karagözüm bana neden saldırdın? Ben sana ne yaptım? "
    Karagöz: " Şuna bak bir de ne yaptım diye soruyor. "
    Hacivat: " Söyle canım efendim bir suçum varsa bileyim. "
    Karagöz: " Cenabettin Bey yalıya bahçıvan arıyormuş. Zoti'yi göndermişsin. "
    Hacivat: " Doğrudur. Zoti iyi bahçıvandır "
    Karagöz: " Ben kötü bahçıvan mıyım? "
    Hacivat: " Hayır kötü bahçıvan değilsin. "
    Karagöz: " O zaman beni gönderseydin. "
    Hacivat: " Geçen defa seni gönderdiydim. Bahçedeki güllerin altına insan gübresi dökmüşsün. O kadar gül soldu. "
    Karagöz: " Eee Cenabettin Bey geldi Karagöz gülleri gübrele dedi. "
    Hacivat: " Ama olmaz ki insan gübresi dökülmez ki. "
    Karagöz: " Ne gübresi dökülür? "
    Hacivat: " Hayvan gübresi dökülür. "
    Karagöz: " Kedi köpek gübresi. "
    Hacivat: " Olmaz. "
    Karagöz: " Kuş fare gübresi. "

    Hacivat: " Olmaz Karagözüm olmaz. "
    Karagöz: " Bunlar hayvan değil mi? "
    Hacivat: " Hayvan ama gübreleri bahçede kullanılmaz. "
    Karagöz: " Kullanılırsa ne olur? "
    Hacivat: " Topraktaki bitkiyi öldürür. Tarla bahçe bozulur. "
    Karagöz: " .... "
    Hacivat: " Bir de Cenabettin Bey'i sokakta kovalamışsın. "
    Karagöz: " Kovalarım tabi. Bana kızdı bağırdı. "
    Hacivat: " Kızar bağırır. Yalının bahçesini tümden bitirdin. Bahçeyi temizletti yeniden gül ektiriyor. "
    Karagöz: " Keşke ben ekseydim gülleri. "
    Hacivat: " Artık sana orası yasak. "
    Karagöz: " Gülleri eksinler de sonra ben bakımını yaparım. "
    Hacivat: " Karagözüm söyle bakalım ne gübresi kullanırsın? "
    Karagöz: " Sen söyle. "
    Hacivat: " Ahır hayvanlarının gübresi. Say bakalım. "
    Karagöz: " İnek öküz gübresi. "
    Hacivat: " Başka. "
    Karagöz: " Boğa tosun gübresi. "
    Hacivat: " Başka. "
    Karagöz: " At eşek gübresi. "
    Hacivat: " Başka başka. "
    Karagöz: " Koyun keçi gübresi. "
    Hacivat: " Değil mi ya? İşte bunları kullanmalısın? "
    Karagöz: " Bak hepsini bildim. Zoti'yi kov beni işe al. "
    Hacivat: " Zoti'yi kovmam ama seni işe alırım. Yeni bir iş. "
    Karagöz: " Yeni bir iş mi? Ne işi bu? "

    Hacivat: " Yük taşıyacaksın. Sandık sandık domates. "
    Karagöz: " Gündelik ne kadar? "
    Hacivat: " Gündelikler hep aynı. Bu işin bir de ayrıcalığı var."
    Karagöz: " Ayrıcalık mı? Neymiş o çabuk söyle. "
    Hacivat: " İstediğin kadar domates yiyebilirsin. "
    Karagöz: " İstediğim kadar mı? Desene yaşadım. Midem bayram edecek. "


    SON


    ------------------------

  2. #6
    Serdar50 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum: Serdar50 âíå ôîğóìà
    Üyelik tarihi : 07.Ocak.2010
    Mesajlar : 74
    Tecrübe Puanı : 0
    Array

     

    images/yorumlarinizi.png
    KARAGÖZ İLE HACİVAT: İKİ ELİN NESİ VAR
    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
    Hacivat: Dur Karagözüm nereye böyle?
    Karagöz: Oh sen miydin Hacivat. Ben de seni arıyordum.
    Hacivat: Beni mi arıyordun?
    Karagöz: Evet sizin eve gidiyordum.
    Hacivat: Bizim eve mi? Ama bizim ev o tarafta değil ki.
    Karagöz: Ya ne tarafta?
    Hacivat: Bu tarafta. Ters yöne gidiyorsun.
    Karagöz: Ters yöne mi?
    Hacivat: Belki de az önce bizim evin önünden geçtin.
    Karagöz: O zaman beni neden uyarmadın?
    Hacivat: Aman Karagözüm evde değildim ki.
    Karagöz: Bir daha aradığımda evde ol.
    Hacivat: Sen de aradığında haber ver. Eve gelirim.
    Karagöz: Hacivat bugün bir atasözü öğrendim.
    Hacivat: De bakalım söyle.
    Karagöz: Bir elin nesi var iki elin takkesi var.
    Hacivat: Böyle atasözü olmaz.
    Karagöz: Nasıl olmaz var işte.
    Hacivat: Sen bunu kimden duydun Karagözüm?
    Karagöz: Adamın biri söyledi.
    Hacivat: Söylemiş ama yanlış söylemiş sonu yanlış.
    Karagöz: Sonu mu yanlış? Bir elin nesi var iki elin tekkesi var.
    Hacivat: Yanlış.
    Karagöz: İki elin teknesi var.
    Hacivat: Takkesi tekkesi teknesi falan yok.
    Karagöz: ....
    Hacivat iki elini birbirine vurur. ( Hani clap clap )
    Karagöz: Buldum iki elin alkışı var.
    Hacivat: Çok yaklaştın alkışı ses olarak söyle. İki elin sesi gibi.
    Karagöz: Buldum. Bir elin nesi var iki elin sesi var.
    Hacivat: Hah şimdi doğru söyledin. Değil mi ya? Doğrusu bu.
    Karagöz: Ben onun öyle olduğunu biliyordum. Kafamı karıştırmasan doğrusunu söylerdim.
    Hacivat: Kafanı ben mi karıştırdım?
    Karagöz: Artık size gitmeme gerek kalmadı. Gitsem de evde bulamazdım. Belki yarın bulurum seni. Haydi hoşça kal Hacivat.
    Hacivat: Güle güle Karagözüm.

    -------------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: SÜR EŞEĞİ BURSA'YA
    Hacivat Karagöz'ün kapısını çalar. Karagöz kapıyı açar.
    Hacivat: Selam Karagözüm gel tartışalım.
    Karagöz: Taşlaşalım mı? Ne gerek var. Hangi taş büyükse git kafanı ona vur.
    Hacivat: Öyle demedim. Tartışma başlatalım yani münakaşa edelim.
    Karagöz: Münaşaka ne demek? Cevizli lokum olmasın?
    Hacivat: Yok pastırmalı yumurta.
    Karagöz: Paspaslı yumurta mı? Yumurta paspasın üstünde mi pişti?
    Hacivat: Hayır laf olsun diye bir şeyler söyle. Fikir yarıştıralım.
    Karagöz: Ha öyle söylesene. Geçti İnegöl'ün pazarı sür eşeği Bursa'ya.
    Hacivat: Kırk yılda bir laf ettin ama doğrusunu söyleyemedin.
    Karagöz: Yanlış laf ettiysem doğrusunu sen söyle?
    Hacivat: Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye.
    Karagöz: Sen zor gidersin eşekle Bursa'dan Niğde'ye.
    Hacivat: Bursa'dan Niğde'ye neden gideyim?
    Karagöz: Demin dedin ya geçti Bursa'nın pazarı sür eşeği Niğde'ye.
    Hacivat: Bravo sana tartışmayı nereden nereye sürükledin.
    Karagöz: Öyle olduğu doğrudur. Adım Karagöz. Adamı gözünden anlarım. Değer biçerim.
    Hacivat: Bana ne değer biçtin hemen söyle?
    Karagöz: Benim paramla beş para etmezsin.
    Hacivat: O zaman dört para ederim. Ama sen benim gözümde hiç para etmezsin.
    Seni gidi beni bilmez seni diyen Karagöz Hacivat'ın üstüne hamle yapar. Hacivat geri dönüp kaçmaya başlar. Karagöz peşinden koşar ama yetişemez. Daha sonra Karagöz evine döner.

    -------------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: SAKSI
    Hacivat: Karagözüm senin evde fazla saksı var mı?
    Karagöz: Evde sakız var.
    Hacivat: Sakız değil saksı. Çiçek dikecektim.
    Karagöz: Saksıya çilek mi dikeceksin?
    Hacivat: Saksıya çilek dikilmez.Çilek bahçeye dikilir.
    Karagöz: Senin bahçe çilek dolu o zaman.
    Hacivat: Yok Karagözüm ne çileği ne bahçesi?
    Karagöz: Çilek kokulu çilek bahçe armut bahçesi.
    Hacivat: Armut da nereden çıktı?
    Karagöz: Hamam kesesinden çıktı.
    Hacivat: Hamam kesesinden ne çıktı?
    Karagöz: Örümcek.
    Hacivat: Örümcek mi çıktı?
    Karagöz: He ya örümcek.
    Hacivat: Örümcek sonra ne oldu?
    Karagöz: Kaçtı yakalayamadım.
    Hacivat: Bir daha kaçırma?
    Karagöz: Neyi kaçırmayayım?
    Hacivat: Keçileri şey yani örümceği.

    ---------------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: EN BÜYÜK KARAGÖZ
    Hacivat gelir kapıyı çalar. Karagöz pencereye çıkar.
    Hacivat seslenir: Karagözüm senin evde çaydanlık var mı?
    Karagöz: Gerdanlık hanımın boynunda.
    Hacivat: Hanımın boynunda olan nedir?
    Karagöz: Gerdanlık. Var mı diye sordun ya.
    Hacivat: Gerdanlık demedim çaydanlık dedim. Anla işte misafir geldim.
    Karagöz: Safir gerdanlık mı? Bizimkisi o kadar pahalı değil.
    Hacivat: Aç Karagözüm
    Hemen kapıyı aç
    Çay demle içelim
    Sohbet edelim.
    Karagöz pencereden Hacivat'ın yanına atlar.
    Sus Hacivatım sus
    Hemen şimdi sus
    Kavgalıyız hanımla
    Anla halimden.
    Halden anlayan Hacivat koşar adım oradan uzaklaşır. Karagöz duvardan tırmanır pencereden eve girer.
    Karagöz'ün Hanımı sorar: Kimdi o Hacivat mıydı?
    Karagöz: He ya Hacivat. Gelmiş kafa ütülüyor. Neşesi yerinde. Tuzu kuru tabi.
    Hanımı: Onun tuzu kuru da seninki yaş mı?
    Karagöz: Aramızda iki yaş fark var. Ben büyüğüm!
    Hanımı: Sen herkesten büyüksün. Haydi gel sofraya. Şu bulguru kaşıkla daha da büyü.
    Karagöz sofraya oturur. Bulgura çala kaşık girişir. Bir tencere bulgur pilavını bitirir. Üstüne yayık ayranı içer. Sonra yatar uyur. Bu güzel hikaye de burada sona erer.

    -----------------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: ÇAM YARMASI
    Ayla ile Bursa Kapalı Çarşı'da Kozahan'a gittik. Çay bahçesine oturduk çay içiyorduk. Ayla cep telefonumla bir fotoğrafını çekeyim dedi. Çekti. Bir daha bir daha çekti. Fotoğrafını Facebook’a koyayım dedi. Ben tamam dedim. Fotoğrafın altına çam yarması ile birlikteyim diye yaz. Bu sırada Karagöz ile Hacivat yanımıza gelmiş de haberimiz yokmuş.
    Karagöz: Çam yarması değil de biber dolması yaz dedi.
    Hacivat: Olur mu Karagözüm patlıcan musakka yazsın.
    Karagöz: En iyisi yaprak sarması yazsın.
    Bu müthiş ikili beni dolmalara doldurdular yapraklara sardılar. Oysa benim çorbam iyi olur deyince kahkahalarla güldüler. Ayla da onlarla birlikte güldü. Karagöz ile Hacivat gidince Ayla iyi ki geldiler bize neşe verdiler dedi. Bu hikaye de burada bitti.

    ---------------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: SATILIK AKIL
    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
    Karagöz: Selam Hacivat.
    Hacivat: Selam Karagöz.
    Karagöz: Hacivat bana on akçe borç versene.
    Hacivat: Aman Karagözüm on akçeyi ne yapacaksın?
    Karagöz: Pazarda adamın biri kiloyla akıl satıyor.
    Hacivat: Akıl para ile satılmaz.
    Karagöz: Ya ne ile satılır?
    Hacivat: Akıl doğuştandır sonradan elde edilmez.
    Karagöz: Kilosu bir akçe.
    Hacivat: Senin aklın var ya Karagözüm.
    Karagöz: Var ama yetmiyor. Daha akıllı olmak istiyorum.
    Hacivat: Alıp da faydasını gören var mıymış?
    Karagöz: Köylü tarlada ırgatmış. Akıl almış okumuş kadı olmuş.
    Hacivat: Başka.
    Karagöz: Adamın oğlu akılsızmış. Oğluna akıl almış. Şimdi çalışıyormuş yakında evlenecekmiş.
    Hacivat: Vay canına! Doğru mu bütün bunlar?
    Karagöz: Doğru. Komşularıyla konuştum.
    Hacivat: Olay gerçek ha.
    Karagöz: Yürü Hacivat bitmeden şu akıldan alalım.
    Hacivat: Bana bir kilo al kendine de bir kilo al.
    Karagöz: Yetmez bana bir kilo yetmez. On kilo alacağım.
    Hacivat: On kilo mu? Sen o kadar akılla aya gidersin.
    Karagöz: Aya da giderim güneşe de giderim. Yeter ki daha akıllı olayım.

    SON

    Yazan: Serdar Yıldırım

  3. #7
    Serdar50 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum: Serdar50 âíå ôîğóìà
    Üyelik tarihi : 07.Ocak.2010
    Mesajlar : 74
    Tecrübe Puanı : 0
    Array

     

    images/yorumlarinizi.png
    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KARAGÖZ BİLMECE SORUYOR
    Karagöz: Hacivat bir bilmecem var.
    Hacivat: Sor Karagözüm sor da bileyim.
    Karagöz: Bir elin sesi var iki elin nesi var.
    Hacivat: Bilmeceyi yanlış sordun. Bir elin nesi var iki elin sesi var diyecektin.
    Karagöz: Laf kalabalığını bırak Hacivat. Sen benim sorduğuma cevap ver.
    Hacivat: Bir elin sesi olmaz ki.
    Karagöz: Olmaz mı? Bak orta parmak baş parmak nasıl da şıklıyor.
    Hacivat: Ama bu atasözü değişmez ki.
    Karagöz: Değişti işte. Atasözüydü oldu şimdi Karagöz sözü.
    Hacivat: O zaman bilmecenin cevabı ne?
    Karagöz: Hay kabak kafa. İki elin nesi alkıştır alkış.
    Hacivat’ın sarımsak yemiş bülbüle döndüğünü gören Karagöz bu fırsatı kaçırmak istemez. Hacivat’ı perişan etmeye kararlıdır.
    Karagöz: Bir diğer bilmecem de şu: Ak akçe ne içindir?
    Hacivat: Bundan kolay ne var. Ak akçe kara gün içindir.
    Karagöz: Bilemedin.
    Hacivat: Ne bilemedim mi?
    Karagöz: Ak akçe Karagöz içindir.
    Beyninden vurulmuşa dönen Hacivat’ın gözlerinin karardığını gören Karagöz O’nu tutar yavaşça yere oturtur. Biraz kendine gelince yeni bir bilmece sorar: Çivi çiviyi ne yapamaz?
    Hacivat: Soruyu yanlış sordun. Çivi çiviyi ne yapar diyecektin. Çivi çiviyi söker.
    Karagöz: Bunu da bilemedin. Çivi çiviyi sökemez.
    Hacivat: Sökmesi gerekir.
    Karagöz hazırlıklı gelmiştir. Cebinden iki çivi çıkarır. Birini yerdeki taşla tahtaya çakar. Öteki çiviyle uğraşır çiviyi sökemez.
    Hacivat sağa sola bakar. Bir tanıdık gelse de şu Karagöz’ün dilinden beni kurtarsa der. Gelen giden yoktur. Su almış kayık gibi yan yatmış Hacivat’ın yanına çömelen Karagöz son darbeyi vurur: Söyle bakalım Hacivat: Kendi düşen ne yapar.
    Zorlukla konuşan Hacivat: Kendi düşen ağlamaz der.
    Karagöz: Hayır kendi düşen ağlar. Dün benim oğlan koşarken düştü ve ağladı.
    Bunun üzerine Hacivat sırtüstü düşer. Bayılmıştır. Karagöz savaş kazanmış bir komutan edasıyla omuzlarını gerer Hacivat’ı orada bırakır ve evinin yolunu tutar.

    -----------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: GEL KEŞKÜL YİYELİM
    Hacivat Karagöz’ün evinin kapısını çalar Karagöz kapıyı açar.
    Hacivat: Aman Karagözüm koş gel. Hanım keşkül pişirdi. Gel keşkül yiyelim. Ağzımız tatlansın dilimiz ballansın.
    Karagöz: Yazın şu sıcağında Eşkel’de ne işin var?
    Hacivat: Eşkel demedim Karagözüm keşkül dedim. Keşkül pişti soğuk düştü. Gel bize keşkül yiyelim.
    Karagöz: De git Hacivat iyi diyorsun da ben yüzme bilmem ki.
    Hacivat: Eşkel’i boş ver keşküle gel. Gel Karagözüm gel gel.
    Karagöz: Eşkel’e gideriz gezip döneriz. Yüzme bilmem denize girmem. Bunu iyice kafana sok.
    Hacivat: Senin için balık gibi yüzer dediler.
    Karagöz: Gençken öyleydi sonradan yüzmeyi unuttum.
    Hacivat: Ama yüzme unutulmaz ki.
    Karagöz: Unuttum diyorsam unutmuşumdur. O kadar.

    --------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: TAHTA KAŞIK
    Hacivat Karagözün evinin önüne gelir:
    “ Aman Karagözüm koş gel. Pazardan tahta kaşık aldım. “
    Karagöz pencereye çıkar: Bizim evde bulaşıkları hanım yıkar.
    Hacivat: “ Aman Karagözüm koş gel. Tahta kaşıklar bak gel. “
    Karagöz: “ De git Hacivat bulaşıkları yıkıyorsan kime ne. “
    Hacivat: “ Bulaşık demedim kaşık dedim. Pazardan tahta kaşık aldım. “
    Karagöz: “ Tahta kurusunu kaşıkla mı ezdin? O kaşıkla bana yemek mi yedireceksin?
    Hacivat: “ Aman Karagözüm etme eyleme. Ben öyle bir şey söylemedim. “
    Karagöz: “ Seni gidi beni bilmez. Çağırayım zaptiyeleri de seni falakaya yatırsınlar. “
    Hacivat: “ Dur zaptiyeleri çağırma. Gel bize gidelim ayran içelim. “
    Karagöz: “ Lafı karıştırma bayrama daha çok var. “
    Hacivat: “ Yeni halı aldım üstünde yatarız. “
    Karagöz: “ Demek beni çalı üstünde yatıracaksın? Her yanıma diken batar. “
    Hacivat: “ Pazardan iki tavşan aldım. Görmeye gidelim. “
    Karagöz: “ Pazar günü Keşan’a mı gidiyorsun? “
    Hacivat: “ Şey yani evet dayım hastalanmış. “
    Karagöz: “ O zaman bir an önce git. Hasta ziyareti deyince akan sular durur. “
    Hacivat Karagöz’ün evinin önünden koşar adım uzaklaşır. Geçen sene Karagöz’ün çağırmasıyla gelen kendisini falakaya yatıran zaptiyeler aklına gelir. Tabanları sızlar. Bırak iki günü iki ay Karagöz’ü arayıp sormaz.

    -------------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: GÜREŞ
    Hacivat: “ Gel Karagözüm güneşlenelim. Öğle sıcağı iyice bastırdı. “
    Karagöz: “ Güreşelim mi? Tamam güreşelim. “
    Hacivat: “ Güreşelim demedim güneşlenelim dedim. “
    Karagöz: “ Ben senden korkmam Hacivat. Yoksa sen benden korktun mu? “
    Hacivat: “ Ben hiçbir şeyden korkmam bilirsin. Sen benden korktun mu? “
    Karagöz: “ Bre Hacivat senden niye korkayım? 60 kilo ya çekersin ya çekmezsin.”
    Hacivat: “ Doğru korkmazsın. Yıllar önce şu Pınarbaşı Meydanı’nda 70 kiloluk halinle 120 kiloluk Hulusi’yi paramparça ettiğini gözlerimle gördüm. “
    Karagöz: “ Az görmüşsün. Ne insan azmanlarına şu meydanın çimenlerini yoldurdum. “
    Hacivat: “ Keşke geçmişe dönebilsem ve senin güreşlerini seyredebilsem. “
    Karagöz: “ Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük güreşçisi benim. “
    Hacivat: “ Onun orası öyle de gelecekte seni pes ettirecek güreşçiler çıkar. O güreşçi seni hamur gibi yoğururken hiç yalvarma Hacivat gel kurtar beni diye. “
    Ben kimseye yalvarmadım sana mı yalvaracağım diyen Karagöz Hacivat’ın elini yakalar. Hacivat gözlerini kapatır. Karagöz kaldırdığı gibi Hacivat’ı yere vurur. Yaz günü taşlaşmış topraktan bir toz bulutu yükselir. Hacivat’ı yerde hareketsiz gören adamlar yardıma koşar. Hacivat’ı kucakladıkları gibi yakındaki hekimin evine kuş gibi uçururlar. Hekim Hacivat’ın göğsünün sol tarafına uzun süre baskı yapar ve sonunda Hacivat kendine gelir. Etrafına bakınır Karagöz orada yoktur: “ Aman ağalar Karagöz’e güneşlenelim dedim güreşelim dedi. Sonunda beni bu hale getirdi. Bunun gençliğinde bir boğayı kaldırdığını gördüm. Boyu iki buçuk arşındır. ( 1.70 cm. ) Ama bir o kadar da yeraltında vardır. Karşısına çıkacak olanlar bunu iyice düşünsün. “

    -----------------------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: SİNEK ÇORBASI
    Hacivat: “ Karagözüm gel bize gidelim süt içelim. “
    Karagöz: “ Süt mü? Ne sütü? “
    Hacivat: “ Süt işte inek sütü. “
    Karagöz: “ Git başımdan Hacivat sinek sütü içilmez. “
    Hacivat: “ Sinek sütü demedim sağır kulaklı inek sütü dedim. “
    Karagöz: “ Sinek sütü içilmez ama çorbası güzel olur. “
    Hacivat: “ Çorbası mı? Neyin çorbası? “
    Karagöz: “ Sinek çorbası. Dün içtiydin güzel dediydin. “
    Hacivat: “ Ben sinek çorbası falan içmedim. “
    Karagöz: “ Dün çorba içerken tabağına sinek düştü. “
    Hacivat: “ Eee.. “
    Karagöz: “ Sen bir kaşıkta sineği yuttun. “
    Hacivat: “ Aman Karagözüm uyarsaydın çorbanda sinek var deseydin. “
    Karagöz: “ Benim öyle dememe vakit kalmadan sen sineği mideye indirdin. “
    Hacivat: “ Sinek şimdi neremdedir? “
    Karagöz: “ Dünden beri hiç dışarı çıktın mı? “
    Hacivat: “ Çıktım hem de iki kere. “
    Karagöz: “ O zaman sinek sende değildir gökyüzünde uçuyordur. “
    Hacivat: “ Neyse kurtuldum ya şu sinekten. Keyfim yerine geldi. “

    ---------------------------------------------------------

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: PENCEREDEN BAKSAN NE GÖRÜRSÜN?
    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
    Hacivat: “ Karagözüm sana bir soru sorayım da bil. Benim evin penceresinden baksan ne görürsün? “
    Karagöz: “ Tencerede ne varsa onu görürüm. Dolma pilav gibi. “
    Hacivat: “ Tencere demedim pencere dedim. “
    Karagöz: “ He öyle söylesene. Sokak görürüm. “
    Hacivat: “ Başka. “
    Karagöz: “ Ev görürüm. “
    Hacivat: “ Başka. “
    Karagöz: “ Adamlar kadınlar görürüm. “
    Hacivat: “ Başka başka. “
    Karagöz: “ Gökyüzü bulut görürüm. “
    Hacivat: “ Bilemedin. Keşiş Dağı’nı ( Uludağ ) görürsün. “
    Karagöz: “ Hacivat senin pencereden Keşiş Dağı görünmez ki. “
    Hacivat: “ Görünür görünür. Ben her gün görüyorum. “
    Hacivat kafasını sağa çevirip bakar. Üç adam gelmektedir. Biraz sonra adamları çevirip göz kırpar ve sorar: “ Benim evin penceresinden Keşiş Dağı görünür öyle değil mi dostlar? “
    Adamlar: “ Evet görünür derler ve gülerler. “
    Hacivat: “ Bak gördün mü görünüyormuş. “
    Karagöz: “ Hayret ben neden göremedim acaba? “
    Bunun üzerine adamlar kahkahalarla güler. Karagöz alay edildiğini anlar. Ders vermek için Hacivat’a döner: “ Hacivat benim de sana bir sorum var. Sen benim evin penceresinden baksan ne görürsün? “
    Hacivat: “ Bahçe görürüm insan görürüm ev görürüm “ der ama Karagöz bunu kabul etmez. Karagöz’den kaçan bir Hacivat görürsün der ve Hacivat’ın üstüne atılır. Hacivat geri dönüp kaçmaya başlar. Karagöz gel buraya diye bağırarak Hacivat’ı sokaklarda kovalar. Evinin önüne gelen Hacivat kapının açık olmasından yararlanıp eve dalar bahçeye çıkar. Peşindeki Karagöz’ün nefesini ensesinde hisseder. Son bir hamleyle bahçedeki tuvalete girer ve kapıyı kapatır. Hacivat’ın oturduğunu gören Karagöz korkak seni şimdi de alaycı konuşsana der ve evden çıkıp gider.

    SON

    Yazan: Serdar Yıldırım

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Sosyal Bağlantılar

Sosyal Bağlantılar

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

 

 

 

  • | PDF kitap indir | Non Stop Konya |
  •  

     

     

     

     

     

     

    1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177